
aydinliga_yonelis@hotmail.com
Alıntılar : Kur'an Nedir?
"Kuran kendi tabirleriyle detayları veren kitabımızdır, her şeyi açıklayıcıdır, rahmettir, müjdedir, ışıktır, anlamamız, uygulamamız için indirilmiş rehberimizdir. Elimizde Allah'ın böyle nitelendirdiği mucize kitabımız varken, niye başka dini kaynaklar arayalım? Kuran her yaramıza merhem, her derdimize şifa, zihnimize aydınlık, yolumuza rehber olacaktır. Yeter ki biz Kuran'ı, yalnız ve yalnız Kuran'ı rehber edinelim. Unutmayalım ki ahirette, Allah'ın vahyi olan Kuran'dan sorumlu tutulacağız." Kurandakidin.net
|
7/10/2007 - Kadir Gecesi her yıl tekrarlanmaz. Tarihte bir kezdir. Kur'a
“ليلة القدر Kadir gecesi” ifadesi, bir tamlama hâlinde Arap diline ilk kez Kadir suresi ile girmiştir. Bu sure inene kadar kimse böyle özel bir geceden haberdar değildi. Bu ayetten anlaşıldığına göre peygamberimiz de Kadir gecesinin ne olduğunu daha önceden bilmiyordu. Zaten cebinde ya da kolunda saati, masasında ajandası, olana-bitene tuttuğu bir günlüğü ve peygamberlik gelene kadar çevresinde kayıt tutan vak`anüvisleri olmayan birisinin böyle özel bir geceyi bilmemesi de son derece doğaldı.
İşte bu sure ile, peygamberimiz de dahil olmak üzere herkes öğrenmiştir ki Kadir gecesi; peygamberimizin bir Ramazan ayı gecesi, Mescid-i Haram`dan Mescid-i Aksa`ya yürütüldüğü, Cennet-ül me`vâ denilen yerde son sidre ağacının yanında Allah`tan ilk vahyleri aldığı gece, o önemli anlardır. Bir başka ifade ile Kadir gecesi; peygamberimizin Kur`an ile ilk kez tanıştığı gecedir.
Yüce Allah bu konuda başka bilgi vermemiş, bu bilginin bizler için yeterli olacağını takdir etmiştir. Demek ki, Kur`an`ın inmeye başladığı bu gecenin, M.S. 611 yılının Ramazan ayının hangi gecesi olduğu önemli değildir ve bunu bilmenin kimseye bir faydası da yoktur. Burada önemli olan, surenin mesajını doğru anlamak, dolayısıyla kerametin gecede değil, indirilende olduğunun bilincine varmaktır. Bu bakış açısı ile denilebilir ki, Kur`an`la meselâ 5 Ocak günü öğle saatinde tanışan bir insan için o gün, Kadir günü olur. Çünkü önemli olan Kur`an`la tanışmaktır ve hemen sonraki ayetten öğreneceğimiz gibi Kur`an`la kurulan ilişki bir ömürden daha değerlidir.
İşin gerçeği, yani Kur`an`ın bize söylediği bu şekilde olmasına rağmen, karanlığa taş atma itiyadında olan büyüklerimiz (!), Kadir gecesinin hangi gece olduğu konusunda epeyce mesai harcamışlar ve pek çok görüş üretmişlerdir. Bazılarını burada ibret-i âlem için, “Tefsir Esnafı”nın temel kaynağı olan Mefatih-ül Ğayb`den naklediyoruz:
“Kadir gecesinin hangi gece olduğu hususunda da ihtilâf edilmiştir. Sekiz farklı görüş ileri sürülmüştür. Bunlar: İbn-i Rezin, Kadir gecesinin, Ramazan ayının ilk gecesi olduğunu söylerken, Hasan el Basri yirmi yedinci gecesi olduğunu söylemiştir. Enes`ten de “merfu” olarak, bu gecenin yirmi dokuzuncu gece olduğu rivayet edilmiştir. Muhammed ibn İshak, yirmi birinci gece; İbn-i Abbas, yirmi üçüncü; İbn-i Mes`ud yirmi dördüncü; Ebu Zer el Gıfari, yirmi beşinci; Ubeyy ibn Ka`b ile bir grup sahabe, yirmi yedinci ve bazıları da yirmi dokuzuncu gece olduğunu söylemişlerdir.
Kadir gecesinin, Ramazan ayının ilk gecesi olduğunu ileri sürenler şöyle bir gerekçe getirmektedirler: Vehb, İbrahim peygamberin Suhuf`unun, Ramazan`ın ilk gecesinde, Tevrat`ın da İbrahim peygamberin Suhuf`undan yedi yüz yıl sonra Ramazan`ın altıncı gecesinde, Davud`a inen Zebur`un Tevrat`tan beş yüz yıl sonra Ramazan`ın on ikinci gecesinde, İsa`ya indirilen İncil`in de Zebur`dan altı yüz yirmi yıl sonra Ramazan`ın on sekizinde nazil olduğunu, Kur`an`ın ise, Peygamber`e, bir seneden diğer seneye kadar olan her Kadir gecesinde indiğini, Cebrail`in Kur`an`ı Beyt-ül Izze`den, yedinci kat gökten, en yakın semaya indirdiğini, böylece de Yüce Allah`ın, Kur`an`ı yirmi yıl, yirmi ayda indirdiğini rivayet etmiştir. Şimdi Ramazan ayı, bu kadar yüce şeylerin kendisinde meydana geldiği bir ay olunca, hiç şüphesiz ki bu ay, son derece kıymetli, şerefli ve muazzam olmuş olur. Dolayısıyla da, bunun ilk gecesi Kadir gecesi olmuş olur.
Hasan el Basrî`ye gelince, o, bu gecenin sabahında, Bedir Savaşı olup bittiği (meydana geldiği) için, bu gecenin Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olduğunu söylemiştir.
Bu gecenin, Ramazan`ın on dokuzuncu gecesi olmasına gelince, bu, Enes`in bu konu hakkında bir hadis rivayet etmesinden dolayıdır.
Bu gecenin yirmi yedinci gece oluşuna gelince Şafii, `su ve çamur` (Adem, su ile çamur arası bir şey iken, Peygamberin Nebi olması....) hadisinden dolayı bu görüşe meyletmiştir.
Büyük bir kısım ise, bu gecenin, Ramazan`ın yirmi yedinci gecesi olduğu kanaatindedirler. Bunlar bu hususta zayıf bir takım şu ipuçlarını ileri sürmüşlerdir:
Bir hadiste İbn-i Abbas, `Bu sure, otuz kelimedir. “ هى hiye” kelimesi ise yirmi yedinci kelimeyi teşkil etmektedir` demiştir.
Rivayet olunduğuna göre, Ömer, bu meseleyi sahabeye sormuş, sonra da İbn-i Abbas`a dönerek, `Ey ilimler dalgıcı, bu konuya bir gir, bir dalıver` demiş, bunun üzerine de Zeyd ibn Sabit `Muhacirlerin çocukları burada bulunduruldu da, bizim çocuklarımız burada bulundurulmadı` deyince de Ömer, `Sen bu sözünle, İbn-i Abbas`ın bir çocuk olduğunu söylemek istiyorsun, ama ne var ki, onda bulunan ilim sizde yoktur` demiş. Bunun üzerine İbn-i Abbas söze şöyle girmiş: `Allah`a en sevimli sayı, tek olan sayıdır. Tek olan sayıların en sevimlisi ise yedidir. İşte bundan dolayı O, yedi kat göğü, yedi kat yeri, yedi günden oluşan haftaları, yedi tabakalı cehennemi, sayısı yedi olan tavafı, yedi uzvu zikretmiştir. Böylece bu, bu gecenin Ramazan ayının yirmiyedinci gecesi olduğuna delalet eder.` (!)
İbn-i Abbas`ın şöyle dediği de nakledilmiştir: ` ليلة القدر leyletülkadr (Kadir gecesi) Arapça olarak dokuz harftir. Bu tamlama bu surede üç defa geçmektedir. Binaenaleyh, (çarpma işlemi yapıldığında =3 x 9) yirmi yedi olmuş olur.`
Osman İbn Ebi-l As`ın bir kölesi vardı. Bunun üzerine o köle, `Ey efendimiz, denizin suyu, bu ayın bir gecesinde tatlılaşıyor` deyince, Osman, `O gece olduğunda beni haberdar et...` dedi. Bir de ne görsünler, bu gece Ramazan`ın yirmi yedinci gecesiydi. (Denemesi bedava! Halep ordaysa arşın burada!)
Bu gecenin Ramazan`ın en son gecesi olduğunu söyleyenler ise şöyle demektedirler: Çünkü bu gece, bu aya ait taatların kendisinde tamamlandığı bir gecedir. Daha doğrusu, Ramazan`ın bu işi, tıpkı Adem, sonu da tıpkı Muhammed gibidir. (!) İşte bundan ötürü, bir hadiste, `Ramazanın sonunda, başından itibaren bu güne kadar, cehennemden azat edilen nefisler sayısınca, sadece, bu gecede azat edilir…` buyrulmuştur. Daha doğrusu Ramazanın ilk gecesi, bir oğlu olan kimse gibidir. Binaenaleyh bu gece, şükür gecesidir. En son gecesi de bir çocuğu ölen gibi, ayrılık gecesidir. Binaenaleyh bu son gece de, sabır gecesidir. Şimdi sen, herhalde sabırla şükür arasındaki farkı anlamış bulunuyorsun.” Saydığımız görüşler muhteremlerin kendi görüşleridir. Peygamberimiz ile uzaktan yakından alâkası yoktur. Modern araçlar ile geçmiş tespit edilebilecek olsa (ki inşallah olacak), en doğrusu o zaman ortaya çıkacaktır.
Kesin olarak biliyoruz ki Kadir gecesi, Kur`an`ın inmeye başladığı ilk gecedir. Bu, tarihte sadece bir kez yaşanmıştır. Her yıl tekrardan yeni bir Kadir gecesi yaşanmaz. Yani Kur`an her sene yeniden inmez. Sadece onun yıl dönümleri olur. Tıpkı doğum günü ve evlilik günü gibi. İnsan her sene doğmaz ve her sene evlenmez. Sadece yıldönümlerini kutlar.
www.HanifDostlar.com Sitesinden alıntıdır.
Kadir Gecesi her yıl tekrarlanmaz. Tarihte bir kezdir. Kur'an ile insanlığın tanışma gecesidir.
|
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/1/2007 - Katıksız, dosdoğru bir İnanç...
İnsanların dini otoritelerin din adına her söylediklerini sorgulamaksızın, doğru mu yanlış mı demeden kabul ederek ''kesin doğrular'' gibi inanmaları yaşamsal sıkıntılar ortaya çıkarıyor. Çünkü kişi bu din adamlarının her söylediğine kayıtsız şartsız inanmak, sorgulamamak, tartışmamak, hatta üzerinde fikir belirtmemek gerektiğine inanıyor.Aklı kullanmak yerine körü körüne inanmaya başlıyor; en doğru, takvalı inanç şeklinin bu olduğunu sanıyor. Oysa sadece Allah sorgulanmaz, yaptığından sorulmaz, sadece O kutsaldır.
Kur'an-ı Kerim : 21-Enbiya-23:''O (Allah) yaptıklarından sorulmaz, oysa onlar sorguya çekilirler.''
Gerçekten de dindar kişilerin Allah'a ortak etme ihtimali daha yüksek, çünkü dini önemsiyor ama din konusunda dosdoğru bir yol izleme, araştırma, sorgulama ve sadece kesin doğrulara inanıp din adına uydurulanlardan uzak durma konusunda eksiklikleri var.
Kur'an-ı Kerim : 72-Cin Suresi-14: ''Ve elbette bizden müslüman olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar gerçeği ve doğruyu araştırıp bulanlardır''
Bu eksikliklerini de ''falan kişi din konusunda alim, ondan iyi bilecek değilim ya, üstelik bu kişi Allah'a yakın olmalı, gece gündüz din ile uğraşıyor'' diyerek ona yaklaşmasının kendisini Allah'a yaklaştıracağına inanıyor. Oysa Allah'a yaklaşmak için birine gerek yok, O bize çok yakın zaten.
Kur'an-ı Kerim : 2-Bakara-86: ''Kullarım Beni sana soracak olurlarsa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.''
Oysa din adamlarını, dini otoriteleri rab edinmeme konusunda uyarılıyoruz:
Kur'an-ı Kerim : 9-Tevbe Suresi-31:''Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini ve din adamlarını rabler edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir ilaha ibadet etmekten başka birşeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak etikleri şeylerden yücedir.''
Hatta peygamberleri bile rab edinmeme konusunda uyarılıyoruz, çünkü insanlar bu hataya düşebiliyor:
Kur'an-ı Kerim : 5-Maide Suresi-116,117,118:'' allah:'Ey Meryem oğlu İsa, insanları beni ve annemi, Allah'ı bırakarak iki ilah edinin diye sen mi söyledin?' dediğinde:'Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten görünmeyenleri bilen Sen'sin Sen. '' / ''Ben onlara emrettiklerinin dışında hiçbirşey söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rab'bim sizin de Rab'biniz olan Allah'a kulluk edin'. Onların içinde kaldığım sürece ben onların üzerine bir şahidim. Benim hayatıma son verdiğinde üzerlerindeki gözetleyici Sen'din. sen herşeyin üzerine şahit olansın.''
''Din adamlarının her dediği doğrudur, her yaptığında bir hikmet vardır'' mantığı sonucunda din adına, Allah adına söylenen sözlerin insanların kendi bakış açılarından kaynaklandığı, yorum olduğu, ama vahiy olmadığı unutuluyor. Böylece onların sözleri, yazdıkları kitaplar vahiymiş gibi kabul ediliyor ve yaşama geçiriliyor.
Kur'an-ı Kerim : 6-Enam Suresi-93:''Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden / Allah'la ilgili konularda yalan uydurandan veya kendisine hiçbirşey vahyolunmamışken 'Bana da vahiy geldi' diyen ve 'Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim' diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün şiddetli sarsıntıları sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlar:'Canlarınızı çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz'(dediklerinde) bir görsen..''
Oysa kesin doğru olan Allah'ın ayetleridir; insanların kendi sözlerinde ise doğruluk payı olabileceği gibi yanlışlıklar da vardır. Bu konuda din adamlarının kendilerini uyarması, sözlerinin kendi görüşleri, yorumları olduğunu ama kesin doğruların ise Allah'ın Kitabı'nda yazanlar olduğunu, kimsenin bunlara ekleme yada çıkarma yapamayacağını, hiçkimsenin böyle bir yetkisi olmadığını belirtmeleri gerekirdi. Ama yaşananlar durumun hiçde öyle olmadığını ve bunun tam aksine dini otoritelerin bazılarının kendi yazdıklarını ''bu bana vahyedildi'' diyerek tartışılmaz, sorgulanmaz bir konuma getirdikleri görülüyor. Öyle ya , birşey vahyedildi ise, Allah'ın kesin emri demektir. Böylece Allah'ın yasaklamadıklarını yasaklıyor, emretmediklerini emrediyorlar. Oysa bu konuda uyarılıyoruz:
Kur'an-ı Kerim : 16-Nahl Suresi-116:'' Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş /Allah 'la ilgili konularda yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'la ilgili konularda yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.''
Yine Allah rızasını kazanmak için bile olsa din adına uydurulanların, dindarlık ve Allah'a daha fazla yakın olma adına (Allah'ın Kitabı'nda emredilenler dışında) yapılanların gerçekte Allah'ın emri olmadığı, insanların kendi uydurdukları olduğu Kuran'da açıkça belirtiliyor.
Kur'an-ı Kerim : 57-Hadid-27:''Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bidat olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.''
Oysa din adına kesin bilgi olmadan söz söylemek, inanmak, tartışmak, bilmediği halde konuşmak; din adına uydurulanları sorgulamayarak Allah'ın emri, Allah'ın sözü, vahyi gibi kabul etmek Allah'la ilgili konularda yalan uydurmaktır. Bu, Allah'a ortak edenlerin bir özelliğidir ve asla bağışlanmayacak bir suçtur.
Kur'an-ı Kerim : 10-Yunus-59,60:''De ki: 'Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan haber var mı? Söyler misiniz?' De ki:'Allah mı size izin verdi yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz / Allah'la ilgili konularda yalan mı uyduruyorsunuz?'' / Allah'la ilgili konularda yalan uyduranların Kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük fazl sahibidir ancak onların çoğu şükretmezler.''
Kur'an-ı Kerim : 4-Nisa Suresi-48,49,50:'' gerçekten Allah kendisine ortak edilmesini bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. kim Allah'a ortak ederse, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş /yalan uydurmuş olur. / Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar. / Allah'la ilgili konularda nasıl da yalan uyduruyorlar bir bak. Bu apaçık bir günah olarak yeter.''
Katıksız, dosdoğru, uydurmalardan uzak bir şekilde inananların kurtulacağı umuluyor.
Kur'an-ı Kerim : 4-Nisa Suresi-146:''ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. Allah müminlere büyük bir ecir verecektir.''
ALINTI : www.hanifdostlar.com
|
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/11/2006 - umudunuzu çaldırmayın... bazen duymayın...
Bir kurbağa sürüsü ormanda ilerlerken,
içlerinden ikisi bir çukura düşmüş. Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanıp,
çaresiz bir şekilde bakıyorlarmış.
Çukur bir hayli derin olduğundan düşen arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün gözükmüyormuş. Yukarıdaki kurbağalar, boşuna çabalamamalarını söylemişler arkadaşlarına: “Çukur çok derin. Dışarı çıkmanız imkânsız!.” Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp
çukurdan çıkmak için mücadeleye devam etmişler.
Yukarıdakiler ise hâlâ boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlarmış.
Sonunda; kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilenmiş ve mücadeleyi bırakmış. Diğeri ise; çabalamaya devam etmiş. Yukarıdakiler de, çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürmüşler.
Ne var ki, çukurdaki kurbağa onlara hiç aldırmadın son bir hamle daha yapmış, bu kez daha yükseğe sıçramayı başarmış ve çukurdan çıkmış. Arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine hiç kulak asmamış… Çünkü o sağırmış !
Siz de olumsuz düşünceli insanları sakın duymayın! Onların yüreğinizdeki umudu çalmalarına izin vermeyin...
Paul Estridge www.balca.net
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/11/2006 - “Ziynet” ne açıklayın! / Ruhat Mengi
“Ziynet” ne açıklayın!
Topluma, kadına nedensiz bir baskı oluşturduğu gibi “kadın üzerinden din istismarı”nda kaynak gösterilen birkaç ayetin dikkatle incelenmesini ve kesin başörtüsü emrinin gösterilmesini önerdiğim yazıma devam ediyorum.
“Saçları örtmek”le ilgili bir “emir” olduğu iddia edilen Nur Suresi 30-31. ayetlerde ise erkek ve kadınlara “gözlerini haramdan sakınmaları, namuslarını korumaları” söylendikten sonra “kadınların ziynetlerini korumak için örtülerini yakalarının üzerine salıvermeleri” ifadesi var ve bunun da erkek sataşmasıyla bir ilgisi yok, çünkü kadına ve erkeğe aynı anda söyleniyor.
Hz. Aişe’nin gerdanlığını kaybetmesi ve onu ararken kendisine bir iftira atılması üzerine (30 gün sonra) inmesi ve içindeki “Kadınlar gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar” gibi ifadeler de (ki halhal, bilezik gibi takıların çıkardığı sesten söz edildiği açıkça belli) ziynet kelimesiyle neyin kastedildiğini anlatıyor. Sadece düz mantıkla baktığınızda bile “ziynet”le kadın vücudu kastedilseydi bunu yakın erkek akrabaların, kölelerin görmesinde mahzur olmadığı belirtilir miydi?
DİNİ NEDEN ANLAMAYALIM? Bütün bunların üstüne, inceleyen herkesin görebileceği gibi saçın örtülmesinin, tepeden tırnağa örtünmenin açık bir emir olduğu hiçbir yerde yok. O zaman, belli olaylar üzerine inmiş olan, Hz. Peygamber’in kendisine biat eden Müslüman kadınlardan istediği şartlar arasında da bulunmayan bir şeyin neden “farz” olarak öne sürüldüğünü sormak kadınların hakkıdır.
Ramazan başlar başlamaz iftar saatinde tüm sokaklar boşalırken; türban takan kadınlara “dindar”, diğerlerine “değil” ayırımı yapılıyor, Ali Bulaç gibileri çıkıp türban takmayanları “modern kadın” diye adlandırarak ve “onlara ulaşmanın kolay olduğunu” söyleyerek ayırım üstüne bir de baskı uyguluyor. VAN, Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde kız öğrencilere “türbanınızı çıkarmayın” baskısı yapılıyorsa, türban ve tesettür siyasete alet edilerek ülke gündeminden düşürülmüyorsa kadın/erkek herkesin hakkıdır.
Teknolojinin, zekâların geliştiği bugünün özgür dünyasında her konuyu inceliyor, irdeliyor gerçeğin ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Biz köktendinci, baskıcı, anlamadan uygulayan bir toplum olmadığımıza göre bunu isteyebiliriz;
Diyanet İşleri en iyi din uzmanlarını bir araya getirerek, ayetleri bir bütün içinde yorumlayarak ve kelime anlamlarını tek tek açıklayarak (hımar, mikna başta olmak üzere), “Söyle” ve “Ey İnananlar” hitapları arasındaki farkı göstererek bize böyle bir emir varsa hangi satırlarda gizli olduğunu televizyonlarda anlatmak zorundadır. Tabii bu anlatım her kelimesiyle ikna edici ve tüm çelişkileri, soru işaretlerini giderici olmalı... Yuvarlak ve kısa cümlelerle olmuyor! Bu sorunun cevabını bekleyen milyonlarca kişi adına Diyanet İşleri’ni tekrar incelemeye ve televizyonda açıklamaya davet ediyorum.
***** Ruhat Mengi
rmengi@gazetevatan.com
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/11/2006 - Ruhat Mengi Özel Köşesi

Yozlaşmış, saptırılmış, rant uğruna lime lime edilmiş Yüce Dinimizi, daha da yozlaştırmaya, saptırmaya ve Kuran dışı kaynaklarla içinden çıkılmaz hale getirmeye çalışan tüm tarikat baronlarına, siyasi islam rantçılarına, mezhep ve hurafe dinindekilere inat.. Kuran'ı anlama çabasına yönelen.. Kuran'ı, (Karanlıklardan Aydınlığa yönelten Yüce Kitabımızı), Türkiye'nin en çok okunan bir Gazetesinin köşesinde yılmadan, bıkmadan, korkmadan anlamaya çalışan, anlatmaya çalışan Saygıdeğer Ruhat Mengi Hanımefendi'ye büyük saygı duyuyor ve kendisine özel bir köşe açıyorum.
rmengi@gazetevatan.com
YAZI ARŞİVİ : http://www2.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazareskiyazilar&kelime=&tarih=&Newsid=&Categoryid=&wid=4
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/11/2006 - Görmesini bilen gözler...
Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.
Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti. Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler.
Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.
Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu. Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak: "Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?" Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!." diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."
Cüneyd Suavi / www.balca.net
|
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/11/2006 - bebeğe çağrı...
Soyguncu soysun da, vurguncu vursun Sen ana karnında boşa durursun Doksan günde çık gel dokuz ay dursun
Doğmaya gayret et, doğmaya bebek Sonra geç kalırsın yağmaya bebek
Üçkağıtçı düzen geçip gitmeden Her ocakta üç- beş baykuş ötmeden Çabuk ' Devlet malı deniz' bitmeden
Doğmaya gayret et, doğmaya bebek Sonra geç kalırsın yağmaya bebek
Makam armağandır, koltuk hediye Muhkem ilamlar var ' rüşvet ye' diye Ne diye beklersin söyle ne diye?
Doğmaya gayret et doğmaya bebek Sonra geç kalırsın yağmaya bebek
Göz kırpınca sıfırı çok sayılar Zirveye tırmandı topal ayılar Yağcı yeğen arar haydut dayılar
Doğmaya gayret et doğmaya bebek Sonra geç kalırsın yağmaya bebek
Artık banka soymak basit eğlence Günde milyar hiçtir ' yurtsever genc' e(!) Dünyaya duhül et, gel biraz önce
Doğmaya gayret et dogmaya bebek Sonra geç kalırsın yağmaya bebek
Tez çık, haram süt bul, beleş kundak bul Yalancılık mübah, yüzsüzlük makbul Hukuksal açıdan bir ' olanak' bul
Doğmaya gayret et doğmaya bebek Sonra geç kalırsın yağmaya bebek
Adi ekranlarda iğrenç yüzü gör Halkı tiksindiren bir kof dizi gör Önce onları gör, sonra bizi gör
Doğmaya gayret et doğmaya bebek Sonra geç kalırsın yağmaya bebek
Abdurrahim Karakoç
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/11/2006 - uyduruk ve yobazlaşmış dinden akıl almaz saçmalıklar : Kadının e
Uyduruk ve yozlaşmış dinin en çok ilaveler yaptığı konular kadınlarla ilgili olanlardır. Kadını köleden beter yapan, kadının erkek egemen toplumda sadece ev işinde ve cinsellikte kullanılmasını, hiçbir alanda kadına hak tanınmamasını savunan izahlar, toplum nezdinde kabul görsünler diye uydurma hadislere ve mezhep izahlarına dayandırılmış ve bu bakış açısı topluma din diye yutturulmaya çalışılmıştır. Saf dindar kadınların birçoğu Kuran’ın İslam’ı ile bu uydurmaları ayırt edemedikleri için, Allah’ın rızasını umarak bu uydurmalara göre yaşamaya çalışmış ve kendilerini gelenekçi erkeklerin sınırlarını çizdiği kapkara bir dünyada bulmuşlardır.
Şu saçmalığa, şu uydurulan hadise bakınız :
Kadın sekiz sıfatlıdır:
1 Giyim kuşam hevesinden maymun.
2 Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3 Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4 Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.
5 Evden eşya sattığından fare.
6 Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7 Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
Kaynak : İmamı Gazali İhyayı Ulumuddin
Bu izahlardan sonra en makbul kadının koyun cinsi olduğu açıklanır. Her türlü özgürlüğü elinden alınan kadının, Allah’ın farz kıldığı hacca bile tek başına gitme özgürlüğü yoktur. Kadının 90 km’den uzağa yanında namahrem biri olmadan (baba, amca, dayı, kardeş, koca gibi) gitmesi haram ilan edilir. Bu yüzden kadınlar namahremlerinden birini ikna edemezse bu farzı bile yapamaz konuma gelirler. Oysa Allah haccı erkek, kadın ayrımı yapmadan ve böyle bir şart belirtmeden farz kılmıştır. Kadının camiye gidip namaz kılması da , camiye gitmek için kadınların evden çıkması gerektiği için engellenmeye çalışılmış ve bununla ilgili de hadisler uydurulmuştur. Bu hadislere göre kadının evde namaz kılması, camide kılmasından daha sevaptır, hatta evde bile yatak odasında kılması, oturma odasında kılmasından daha sevaptır.
"Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır."
Kur'an-ı Kerim / Tevbe Suresi 71
Ayetten de anlayacağımız gibi Allah iman eden erkek ve kadınların, cins, mahrem, namahrem ayırımı yapmadan dost olmalarını istiyor. Peki camiye gitmek için bile evden çıkması, birazdan göreceğimiz izahlara göre erkeklerle konuşması bile engellenen kadın bu dostluğu ne zaman ve nasıl kuracaktır? Hayat sahnesinde yanyana faaliyetin, yardımlaşmanın, beraber hizmetin insan neslinin yarısı olan kadının dışlanması ve diğer yarısı olan erkeklerle irtibat ve dayanışmasının kesilmesiyle sağlanması mümkün müdür? Aynı ayetin devamında bu dostluğu sağlayanların Allah’ın rahmetini kazanacağı söylenir. Eğer bugün Müslüman olduğunu iddia eden toplumlardan rahmet kesilmişse kanaatimce birçok sebebinden biri de bu ayetin gereklerinin yerine getirilmemesidir.
En Güzeli Yobalık Dini değil Kur'an Dinidir!
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Ana Sayfa | Arşiv | Profil | e-posta
dostça... paylaştıkça...
• nymphia • derin • zelis • kardanhasan • masal • ahsennur • basturk • pnardnmz • Özkan Özdemir • Ali ŞAHİN • guldeste • sadakat ... • ipekyolu • aydakiadam • gokcesa • aysunsay • bicem • bahargunesi • susam • papatyadiyarikart • nilufertuglu • nazengul • saraykoy • canandansiirler • aakif • medreseizehra • paratoner • asena06 • adaa54 • deliakrep34 • zeytintanesi • gercekyasamdan • meddah • birhayvansever • tezene • onurlu1turk • Aydin MERT • handworks • berrinsulari • emeginsanati • izmirfenlisesi • ramtala • ulkucuozelegitimciler • kafkasgelini • gurbettengelensesler • yenisey • bulaniksu • ibrahimyolu • abrahampath • Hasan Beyan • kitabooku • yay45 • guzelbirruyagordum • poyrazkoy • dilsizmutercim • cem38 • cimkim • nilsu35 • kutludilek • xxwinxclubxx
|